TARİH, KAYNAK ESERLERDEN OKUNUR.

25 Şubat 2017 Cumartesi

Osmanlı mûsıkîşinasları


18. yüzyılda yaşamış, Osmanlı minyatür sanatının son büyük temsilcisi Levnî'nin III. Ahmed'in dört oğlunun 1720’de gerçekleşen ve 15 gün süren sünnet şenliklerini anlattığı Sûrname-ı Vehbî'de Osmanlı mûsıkîşinasları.

Mûsikîden anlamayan, her yapılanı güzel zanneder


Basit gözlemlerle anlaşılacaktır ki, insanın bağlı olduğu ahenk hangi seviyede ise o insanın düşünme seviyesi de aynı seviye çevresindedir. Bağlı olduğu ahenk dolmuş şarkıları, gazino müziği seviyesinde olan insan dünyayı aynı seviyeden kavrayabilir. Düşünüş ve kavrayış seviyesi bu müziği yaşatacak, bu müziği devam ettirebilecek kırattadır. Böyle birinin yüksek seviyeli düşünceleri ne anlaması ne de aktarması mümkündür.
- İsmet Özel 

Eğer mûsikîden anlamıyorsanız, günümüzde olduğu gibi her yapılanı güzel zannetmek durumuna düşersiniz. Bunun sebebi artık elimizde neyin ne kadar güzel olduğunu tartacak bir terazimizin kalmamış olmasıdır.
- Sadreddin Özçimi

24 Şubat 2017 Cuma

Vâsıl olmaz kimse Hakk'a cümleden dûr olmadan



Vâsıl olmaz kimse Hakk'a cümleden dûr olmadan
Kenz açılmaz bir gönülde tâ ki pürnûr olmadan

Sür çıkar ağyârı dilden tâ tecellî ide Hakk
Pâdişâh konmaz sarâya hâne ma'mûr olmadan

"Mûtû kable en temûtu" sırrını fehm eyleyen
Haşr u neşri gördü bunda nefha-i sûr olmadan

Mest olanların kelâmı kendinden gelmez velî
Pes "ene'l hakk" nice söyler kişi Mansûr olmadan

Hakk cemâlin ka'besini kıldı âşıklar tavâf
Yerde Ka'be gökyüzünde beyt-i ma'mûr olmadan

Mest olub mestâne geldim tâ ezelden tâ ebed
İçdiler aşkın şarâbın âb-ı engür olmadan

Bir 'acâib derde düşmüş Şemsî yanıyor müdâm*
Hakk'a makbûl olmak ister halka menfûr olmadan

*Bu mısra bazı kaynaklarda "Bir 'aceb sevdâya düşmüş tutuşur Şemsî müdâm" şeklindedir...

Şemseddin Sivâsî Hazretleri

Ben beni bilmem neyim dünyâ nedir ukbâ nedir


Ben beni bilmem neyim dünyâ nedir ukbâ nedir
Söyleyen kim söyleten kim aşk nedir sevdâ nedir

Mey nedir sâkî nedir Mecnûn nedir Leylâ nedir
Kimse idrâk eylemez bu alem-i eşyâ nedir

Gül dırahtında kuru feryâd ile kâm isteyen
Ölmeden dostun yoluna tuttuğun da'vâ nedir

Arayıp gezmektedir pervâne aşkın âteşi
Dosta cân vermek murâdı bilmez istiğnâ nedir

Takınıp zincîr-i aşkı dîvâne oldunsa eğer
Halkı ta'cîz eyleyip senden sana şekvâ nedir

Vâkıf oldunsa eğer “kâlû belâ” esrârına
Maksûdun ancak rızâdır cennet-i âlâ nedir

Şems gibi izhâr olur her kimde var envâr-ı aşk
Âşikâre yanmalı âşıklara ihfâ nedir

Aşk bazârızûlî kimse basmasın ayak
Şem’î yanmak rif’atin oddan sana pervâ nedir

Nutk-i şerif: Âşık Şem'î
Okuyan: Muzaffer Ozak [k.s]

İstiklâl Marşı Derneği'nin onuncu sene-i devriyesi


12 Cemaziyelahir 1438 Cumartesi (11 Mart 2017)
İstiklâl Marşının Kabulünün Sene-i Devriyesi Münasebetiyle
Mevlid-i Şerif
Nasrullah Camii, İkindi namazını müteakip

Konferans
Kastamonu Belediyesi Kuzeykent Konferans Salonu
19:00 (Akşam Namazını müteakip)

İmza
Of Not Being A Jew
20:30 Kastamonu Belediyesi Kuzeykent Konferans Salonu Fuayesi

Malazgirt Zaferi’nin ne gibi sonuçları oldu? Bu başarıdan dünya siyaseti nasıl etkilendi?


Hepimizin bildiği üzere artık Anadolu toprakları Selçukluların fethine daha uygun hale gelmiştir. Bundan önce göçebe Türkler Anadolu’ya giriyorlardı ama arkalarında bir devlet desteği olmaksızın hareket ediyorlardı. Ayrıca yerleştikleri yerlerde siyasi bir oluşum meydana getirmekten ziyade devamlı hareket halindeki seyyar bir grup durumu arz ediyorlardı. Ancak şimdi durum değişmişti. Sultan Alparslan, Malazgirt’te omuz omuza savaştığı beylerine Anadolu’da yerler ihdas etmiş, buraları kendilerine yurt yapabilme izni vermişti. Kitabımızın ilerleyen kısımlarında anlatacağımız bu 1. dönem Anadolu beylikleri, Anadolu’nun gerçek fatihleri olacak ve bu toprakların tapusu olarak buralarda kalacaklardı.

Bu zafer ile birlikte Avrupalılar Türklere hiç olmadığı kadar dikkat kesilmişlerdi. Bundan böyle kendilerine ve dinlerine karşı en büyük düşman olarak gördükleri Türklere karşı silahlarını hazırlayacak ve ard arda gerçekleştirecekleri Haçlı Seferlerinde Türkleri de hedef tahtasına koyacaklardı. Doğu Roma İmparatorluğu Türklerin gücünü ve hedeflerini artık çok iyi biliyordu ama iş işten geçmişti. Bundan sonra Anadolu’nun müdafaası adına kısa süreli harpler olagelecek, belli zamanlarda kurulan ittifaklar ardından gelen savaşlar ile sürecek ama Türkler tarafından Anadolu’nun fethi kaçınılmaz bir şekilde gerçekleşecekti.

Talha Uğurluel, Cansu Canan Özgen
Selçuklu'nun Şifreleri, Kronik Kitap, sf. 128-129

Devlet kutsal değildir, millete hizmet için kurulmuştur


Bizim geleneğimizde, medeniyetimizin temelinde, din ve devlet ayrı değildir. Bunlar içiçe birbirine geçmiştir, neredeyse aynı şeydir. Daha doğrusu, din bir toplumun inandığı yaşama düzeninin ismidir, devlet de onun sistemidir, aracıdır. Ancak bu ikisi birbirine kenetlenmiştir, birbirinden ayrılmaz. Bu sebeple devlet kutsal değildir. Elbette sonuç itibariyle devlet, millete hizmet için kurulmuştur. Fakat bir şirket de değildir.

Bu kenetlenişten dolayı, onda bir "kutluluk" vardır. Kutsallık değil, kutluluk. Ben konuşmalarımda bu ikisini ayırıyorum. Bizim geleneğimizde de mübarek kelimesi kullanılır, mukaddes kelimesi kullanılmaz. Mesela gerek şehirler için olsun, gerek devlet için olsun. Hatta bu bizim eski Türkçe'de, diyelim ki Divan-ı Lugat-ı Türk'te veya devlet için bir Müslüman Türk olarak kitap yazmış olan Has Hacib'in Kutadgu Bilig'inde, "kut" kelimesi kullanılır. Kutluluk dediğimiz şeyin köküdür. Sonradan uydurma dilde kutsal diye bir kelime icat edildi. Aslında öyle bir şey yok. Kudsi diye Arapça bir kelime vardır, bundan güya Türkçe olarak kutsal yapılmaya kalkıldı. Fakat Kudsiyet Allah'a mahsustur. Kutluluk ise olabilir. İslam Milleti "kut"lu bir millettir. İslam Devleti "kut"lu bir devlettir. Bu denilebilir, ama kutsal denilemez. Çünkü kutsallık kudsi anlamında Allah'a mahsustur, Allah'a ait bir sıfattır.

Şimdi bu kutluluk kutsallık derecesine çıkarılamaz, fakat sıradanlaşmaz da. Hep diyorlar şimdi, gene Batı'dan alınan tabir ile, devlet bizim vergilerimizle ayakta duruyor, o zaman benim hizmetçimdir diye. Bir anlamda elbette ki devlet hizmet eder, hizmet için kurulmuştur. Milletin bir aracı olarak, yaşama sistemimizin bir aracı olarak bir yanıyla hizmet sistemidir.

Fakat bir yanıyla da, gerektiğinde bizi hizaya sokan, gerektiğinde bizim nefsimizin istemediği bir yönde, nefsimizin razı olmadığı yönde dahi adımlar atan, toplumun geleceği için, inancımızın buyruğu olarak, bize doğruyu, yeniyi, iyiyi, güzeli, gerekirse, gerektiği takdirde zorla da, güçle de empoze eden bir güç olacaktır. Sadece bir yüzü yoktur. Bir yüzü elbette, gönüllü olarak bunları kurmamızdır, bu en güzelidir. Fakat, kötülükle de savaşan bir güçtür devlet. Yoksa kötülüğü başıboş bırakıp, sadece hizmet aracı olarak ayakta duramaz.

Nitekim bugün gene İslam ülkelerinde devletin kötülükle mücadele edemediği, kötülüğün başını alıp gittiği ortadadır. Aynı şekilde güzeli, iyiyi ve doğruyu da vaz edemediği, yaşatamadığı da ortadadır. Bütün bunların kökünde, devletin dinden ayrı olması yatmaktadır. Çünkü din, medeniyetimiz demektir.

Bizdeki din anlayışı ile Batı'daki din anlayışı çok farklıdır. Onlarda din inanç demektir. Bizde ise inanç temelli medeniyet demektir. İslam, sadece bir inanç demek değildir. İnanç elbette temeldir, fakat o inançtan ibaret değildir. O inanç somutlaşarak, önce insanda bir üstün insan, gerçek insan, insan-ı kamil doğurur. Somut olarak onu doğurur, teorik kalmaz, inançtan ibaret kalmaz. Daha sonra da öyle bir toplum doğurur, sonra da öyle bir devlet doğurur. Bir medeniyet ortaya koyar. Bunları birbirinden ayıramazsınız. İslam Medeniyeti'nin kendine mahsus devleti, kendine mahsus toplumu, kendine mahsus insanı vardır.

Sezai Karakoç
(29.11.2014 tarihinde Yüce Diriliş Partisi'nin Haseki'deki İstanbul İl Merkezi'nde yaptığı konuşmadan)

22 Şubat 2017 Çarşamba

Gelin tanış olalım


Tanışmak, birlikte başlamaktır, birlikte bitirmektir. Birlikte solumak, birlikte duymak, birlikte yürümek, birlikte dayanmak, birlikte katlanmaktır tanış olmak.

Tanış olmak, birlikte bütünleşmektir. Yürekleri birbiri içinde eritmeksizin tanışmak olmaz. Gövdelerin birbirini tanımasına, tanışma demek olmaz.

Tanışmak, katılmaktır, katmaktır, yüklemektir ve yüklenmektir. Katılmıyorsanız, katmıyorsanız, yüklemiyor ve yüklenmiyorsanız, tanışmıyorsunuz demektir.

Selâm, tanışların evrenine açılan kapanmaz bir kapıdır. Bu kapıdan akan hep sevgidir, hep bir dostluktur, hep bir kardeşlik ve arkadaşlıktır.

Sohbet, tanışlar için sıcak bir kucaktır, sıcak bir barınaktır. Tanış olmayan inşirah nedir bilmez bağırlarda. Birbiriyle tanış olmayan için Hakk'la tanış olmaya bir yol yoktur.

Tanış olmak bir buyruğa cevap vermektir. Yüce bir buyruğu yerine getirmektir. Tanış olmaksızın bu hayata müdahale etmek bu hayat içinde ayakta durmak, sürüp giden bu ters akışı durdurmak olmaz.

Tanışmak, sele dönüşen bir rahmet içinde, yine bir rahmet için birlikte sırılsıklam ıslanmaktır. Tanış olmak, birlikte özlemek, birlikte kucaklamak, birlikte sahip olmak, birlikte mahrum olmak birlikte istemektir.

Tanışlar, aynı renklerin, aynı çizgilerin, aynı kokuların, aynı lezzetlerin ve aynı acıların biçimsel özellikleri farklı habercileridirler. Onlar, birlikte yakaracaklar, birlikte yaklaşacaklar, birlikte varacaklardır.

Bir sevdayı bin büyütmek ancak tanışlara özgü bir şandır. Sevdaları tanışlar bölüşmekte, hüzünleri tanışlar bölüşmekte, tanışlar bölüşmektedir.

Tanış olanlar birbirlerini dinleyenlerdir, birbirlerine söyleyenlerdir. Uyaranlardır. Uyarılanlardır. Tanış olunca hiçbir alanda darlık yoktur.

Tanış olmak, evrene, eyleme, sorumluluğa ve sabahlara birlikte uyanmaktır. Tanış olmak bütün bir mü'min coğrafyayı yüreklere nakşetmektir. Tanışmak hep bir barışmaktır, hep bir bağışlamaktır. Barışmaksızın, bağışlamaksızın hakk'a ulaşmak olmaz.

Atasoy Müftüoğlu, Vakti Kuşanmak

Sakın halka kötülük etme, bu hususta Allah’tan kork!

Harun Reşid'in Şarlman elçilerini kabulü.
Ressam: Julius Köckert
(...) Ey Harun! (Kıyamet gününde) o adaletli Hâkim’in huzuruna çıkarılacaksın; bunu unutma!.. Düşün ki ey Harun, Allah’ın nidâcıları, "Ey zalimler, yardımcılarınızla birlikte toplanın! Nerede o zalimler ve yardımcıları?" diye çağırdıklarında, sen de ellerin boynuna bağlı olarak Allah’ın huzuruna çıkacaksın. O zaman ellerini çözecek tek şey, yönetimdeki adaletin ve iyi muamelendir. (…) Ey Harun! Eğer haksızlık edersen, ahirette kendi sevaplarının başkasının terazisine, başkalarının günahlarının da senin terazindeki günahların üzerine eklendiğini göreceksin! Yani bela üstüne bela, zulmet üstüne zulmet! Bu uyarımı iyice aklına yerleştir… Ey Harun! Sakın halka kötülük etme, bu hususta Allah’tan kork! Ümmet-i Muhammed’e şefkatli ol, onları güzellikle yönet. Şunu bil ki, bu hükümdarlık senden öncekilere bâki kalsaydı şimdi sen bu makamda olamazdın. Demek ki aynı şekilde senden de başkasına geçecek...

Ünlü âlim Süfyân es-Sevrî’nin, Abbasi halifesi Harun Reşid’e yazdığı uzun mektuptan. Aktaran, Gazâlî.

21 Şubat 2017 Salı

19. yüzyılda Saraybosna

İstanbul, 1910, simitçi çocuklar

Selçuklu'nun Şifreleri


Göçerek, konarak, savaşarak uçsuz bucaksız bir coğrafyaya yayıldılar. Devletler kurdular, farklı isimlerle anıldılar. Tarihe ihtişamlı bir imparatorluk, görkemli bir miras bıraktılar… Selçuklular…

Öteki Gündem programıyla reytingleri alt üst eden Cansu Canan Özgen, Selçuklu tarihi hakkında en çok merak edilen soruları soruyor; tarihi günümüze taşıyan üslubuyla takdir edilen Talha Uğurluel, çok kıymetli görseller eşliğinde ustalıklı cevaplar veriyor.

Türkler tarih sahnesine ne zaman çıktı?
Orta Asya’daki Türkler, İslamiyet’i, kimlerden ve nasıl öğrendi?
Çinliler ve Abbasiler arasındaki mücadelede Türklerin rolü neydi?
Türk tarihinde yaygın olarak kullandığımız “Türkmen” tabirinin Oğuzlarla bir ilgisi var mıdır?
Selçuklular kendilerinden önceki diğer Türk devletleri gibi neden Asya’da kalmadılar?
Selçukluları tam bağımsız hâle getiren Dandanakan Savaşı ve tarihçilerin
“Dünyanın Gelini” dediği Rey hakkında bilinmeyenler…
Malazgirt Savaşı öncesinde Sultan Alparslan’ın askerlerine yaptığı müthiş konuşma…
Bizans İmparatoru Romanos Diogenes’i esir eden Selçuklu askerinin ilginç hikâyesi…
Sultan Alparslan’ın kabrinin nerede olduğuna dair son bilgiler ve değerlendirmeler…
Unutulan Türkler: Suriye ve Irak Selçukluları…
Şam ve Kudüs tarihinde Selçukluların rolü…
Selçukluların Altın Çağı: Sultan Melikşah dönemi…
Nizamiye Medreseleri ile başlayan eğitim seferberliği…

Tüm bu sorularla birlikte Anadolu’nun kapılarını Türklere açan Selçuklulara dair merak edilen her şey, benzersiz görsel arşiviyle Selçuklu’nun Şifreleri kitabında.

Kronik Kitap, 240 Sayfa (Renkli resimli)
http://www.kronikkitap.com/selcuklunun-sifreleri/

Dünyaya itirazın mısraları: Minnet Eylemem


Gizlenen Tarihimiz ve Ruhuna Kitap adlı blogların yayın yönetmenliğini yapan Yağız Gönüler’in ikinci şiir kitabı Minnet Eylemem, günümüz dünyasına itirazın en belirgin mısralarını taşıyor.

İnternetten sipariş vermek için:
Kitapyurdu | Babil | D&R | Idefix | Hepsiburada

İstanbul Felsefe Seminerleri


İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nün düzenleyeceği felsefe seminerleri ajandası.

Konferans: İslam Felsefe-Bilim Tarihini Dönemlendirmek


İSAMER Konferanslarının üçüncüsü bugün 16:00'da yapılacak. İhsan Fazlıoğlu, İslam Felsefe-Bilim tarihini dönemlendirme üzerine konuşacak.