17 Ekim 2017

Eşitsiz Gelişim: Doğa, Sermaye ve Mekânın Üretimi

“Neil Smith’in Eşitsiz Gelişim’i entelektüel ve siyasi açıdan bir güç kazanma denemesi, insanlık durumunun hayati yönlerini dogmatik olmayan ve geniş kapsamlı bir çerçevede ele alan bir araştırma, gerçekten mümkün olan o başka dünya hakkında bize hâlâ ilham verip çok şey öğretebilen bir çalışma. Özenli okumayı ve tekrar okumayı hak ediyor. Pişman olmayacaksınız.”
- David Harvey
Eleştirel coğrafyanın önde gelen isimlerinden Neil Smith’in Eşitsiz Gelişim: Doğa, Sermaye ve Mekânın Üretimi başlıklı bu eseri tutkulu bir çalışmanın ürünü. Tezine Henri Lefebvre’in Mekânın Üretimi’nde bıraktığı yerden başlayan Smith, insan doğasından yapılı çevreye, kent ölçeğinden kolonyalizmin coğrafyasına ve emperyalizmin küreselliğine kadar uzanan soyut ve somut mekânlarda görülen, düşünülen, incelenen doğayı merkeze alıyor. Doğa, sermaye ve mekânı bir bütünsellik içerisinde inceleyerek, doğayı insana dışsal bir “nesne”ymiş gibi ele alan yaklaşımın metafizik karakterinden kurtarıp maddileştiriyor.

Frankfurt Okulu teorisyenlerinin savının aksine, doğanın insanın üretici eyleminin kapsamı olduğunu ve verili koşullar çerçevesinde onu kendisiyle birlikte dönüştürdüğünden kapitalist gelişim dinamiklerinin çeşitli ölçeklerdeki mekânlar üzerinde nasıl eşitsiz bir karakter taşıdığına işaret ediyor. Tarihi coğrafyayla, kenti kırla, şehrin yapılarını ormanlarla, Güney Asya’nın fabrikalarını Amerika’nın düzlükleriyle buluşturan Smith, eleştirel mekân teorisinin kapsamını genişletiyor. Bundan milli parklar da nasibini alıyor!

Sel Yayıncılık, Ekim 2017, 332 Sayfa, 26 TL

Ritimanaliz: Mekân, Zaman ve Gündelik Hayat


“Lefebvre’in doğal, bedensel ritimler ile mekanik, makine ritimleri arasındaki mukayeseye olan ilgisi programlarla yapılabilen orkestrasyon çağında müzikal bir dönemeç olarak anlaşılabilir. (...) Lefebvre, birtakım meseleleri incelemek ve gözden geçirmek için, ritmi bir analiz biçimi –analizin yalnızca bir nesnesi olmaktan ziyade bir analiz aleti– olarak kullanır. Bunlardan bir tanesi kent sorunudur, Fransa’daki ve başka ülkelerdeki şehir hayatıdır. Lefebvre’in de belirttiği üzere, ritimanalist ‘bir senfoni veya bir opera dinler gibi bir evi, bir sokağı, bir şehri de dinleyebil[en]’ birisidir.”
- Stuart Elden
Henri Lefebvre üzerinde çalıştığı son kitap olan ve ancak ölümünden sonra yayınlanan Ritimanaliz’de onlarca yıldır sürdürdüğü yoğun felsefi, sosyolojik ve teorik tartışmaların en özgün meyvelerinden birini okurlarına sunuyor. Çalışmasının merkezine felsefe tarihinde ihmal edilmiş “ritim” kavramını alarak onu mekân, zaman ve gündelik hayat bağlamında inceliyor. Bu noktada beşeri bilimlere kendine has bir metodoloji öneriyor: “Ritimanaliz.

Döngüsel ve doğrusal ritimlerin, saatlerin, günlerin, dalgaların, müzikal seslerin, insanların beden hareketlerinin analizine odaklanan bu yeni disiplin, toplumsal süreçlerin kavranmasında Lefebvre’in belirlediği önemli sac ayakları olan mekâna, zamana ve gündelik hayata dair bilgimizi derinleştirmeyi amaçlıyor. Böylelikle ritmi felsefi düşüncenin ve toplumsal teorinin odağına taşıyor ve Marksizmin özgün metodolojisini tahrif etmeden, potansiyelinin fiiliyata geçmesine de katkıda bulunuyor.

Sel Yayıncılık, Ekim 2017, 128 Sayfa, 14 TL

Doğa Kavramı


Whitehead’in düşüncesinde doğanın temel yapı taşları olan olaylar, gerçekliği diziler şeklinde örgütleyen ve bir tutarlılık ekseninde konumlandıran kurucu süreçlerdir. Zamanı ve mekânı olaylardan bağımsız düşünemeyeceğimizi iddia eden düşünür, nesne olarak temsil ettiğimiz her şeyin olay parçacıklarından oluşan bir bileşim olduğunu söylüyor. Böylece etkileme ve etkilenme kapasiteleriyle dolu olaylardan oluşan bir evren imgesi, felsefenin gündemine ilk kez böylesi bir netlikle oturuyor. Bu proje, yaşadığımız evreni sabit varlıklardan oluşan bir yığın olarak değil de olay dizileri şeklinde düşündüğümüzde, gerçekliğin bambaşka bir biçimde tezahür edebileceğini gösteriyor. Whitehead’in süreç felsefesinin kurucu eserlerinden biri olan Doğa Kavramı’nın bağlamı, Öklid, Pisagor, Einstein, Dedekind ve Poincaré gibi fizikçi ve matematikçilerin yanı sıra Platon ve Yunan felsefesine ilişkin tartışmalar ışığında belirleniyor.

Alfa Yayınları, Eylül 2017, 228 Sayfa

Son Sultan Abdülhamid


Biz kimiz Hamid? Tek vücutta birleşmiş iki kutuptan hangisi ben, hangisi sen?

Konumuz Sultan II. Abdülhamid.

Son yıllarını Beylerbeyi Sarayına hapsedilmiş olarak geçiren ve yaşamı orada noktalanan Osmanlının 34. padişahı. Kurgumuz ise o sürede kendi kendine bir vicdan muhasebesi yapmış olabileceği. Pek çok kimsenin, birbirine zıt iki farklı kişilik taşıdığına inandığı ve sizin de katıldığınızı umduğumuz görüşten hareketle, öngördüğünüz vicdan muhasebesini bu iki kişilik karşı karşıya gelerek yapabilir diye düşünürsünüz. Alırsınız keskin bir kılıcı elinize, koca bir karpuzu ortadan bölercesine dimdik indirir, iki kişi elde edersiniz. Görüşleri zaman zaman buluşabilse de genellikle birbirine ters düşen, çatışan, biri ak derken öbürü kara diyen,yetenekleri ve zaafları farklı alanlarda ortaya dökülen iki kişi: Abdül ve Hamid.

Alfa Yayınları, Ekim 2017, 432 Sayfa

Antik Yunan'ın Kültür Tarihi


Egon Friedell 1938 yılında Alman birliklerinin Avusturya’ya girmesinin ardından intihar ettiğinde Antik Yunan’ın Kültür Tarihi’ni yeni yazıp bitirmişti. Gestapo tarafından el konulan Kitabın manuskriptleri Friedell’in varislerinin cesaretli girişimleri sayesinde kurtarılabildi.

Kitap klasik kültürün şekillenmeye başladığı zamandan doruğa ulaştığı zamana değin bilinmeyen pek çok şeyi aydınlatıyor. Hem de bunu antik Yunan’da günlük yaşamı bir belgeselde birebir izliyormuşuz tadında yapıyor. Antik Yunan’ın Kültür Tarihi modern kültürün nüvelerinin atıldığı antik Yunan kültürü hakkında derin bilgiler edineceğiniz eşsiz bir kültür tarihi kitabıdır.

Alfa Yayınları, Ekim 2017, 312 Sayfa

19. Yüzyıl Osmanlı Devleti’nde İhtida ve İrtidad


“Osmanlı İmparatorluğu’nda 19. yüzyıldaki ihtida [Müslümanlığı kabul etmek] ve irtidad [Müslümanlıktan dönmek, başka bir dini seçmek] vakalarının daha önceki ihtida ve irtidad vakalarından farkı neydi? İnsanlar neden geri çekilmekte olan bir inanca giriyorlardı? Makedonya’daki bir keçi çobanının, diyelim 1657’de Müslümanlığı seçmesi, 1876’da aynı coğrafi bölgedeki bir keçi çobanının Müslüman olmasından neden çok farklıydı?”

Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde ihtida ve irtidad politikalarına odaklanan bu araştırma, 19. yüzyıl Osmanlı bağlamında ihtida ve irtidadı farklı kılan noktaları inceleyerek, etnik milliyetçilik, vatandaşlık, hayalî cemaate dahil olmak, hayalî cemaatten dışlanmak ve kimlik inşasının sosyal politikası kavramları aracılığıyla kapsamlı bir tartışma yürütüyor.

Selim Deringil, bir yandan farklı etnik, milli ve dinî cemaatlerin 19. yüzyıl boyunca yaşadıkları dönüşümleri, bu dönüşümler sırasında biçimlenen milliyetçi perspektifleri ihtida ve irtidad vakaları etrafında ele alırken diğer yandan Osmanlı İmparatorluğu’nun bu vakalar karşısındaki tavrını Tanzimat’tan itibaren değişen ve sabit kalan araçlar ve yaklaşımlar aracılığıyla değerlendirmeye tâbi tutuyor. Osmanlı devletinin ihtida ve irtidad karşısında tercih ettiği, yürüttüğü, görmezden geldiği ya da ısrarcı olduğu noktaları ele alarak, imparatorlukta Tanzimat’tan itibaren tebaaya/vatandaşlara yaklaşım konusunda yaşanan süreklilik, değişim ve kesintileri de gözler önüne seriyor.

İletişim Yayınları, 1. baskı - Ekim 2017, 384 sayfa, 30 TL

Hamidiye Alayları: İmparatorluğun Sınır Boyları ve Kürt Aşiretleri


"Hamidiye Hafif Süvari Alayları varlık gösterdikleri otuz yıldan uzun süre içinde aşiret mensuplarının, ailelerinin, komşularının, korumaları altındaki unsurların yaşamını ve bölgenin tamamını etkileyeceklerdi. Bölgesel ölçekte, imparatorluk çapında, hatta uluslararası düzeyde Osmanlı politikalarının yörüngesinin şekillenmesinde de rol oynayacaklardı. Milisler yerel güç yapısının dönüşümünde ve Kürt toplumunun toplumsal ve siyasi örgütlenmesinde öne çıkacaklardı. Bölge genelinde arazi kullanım hakkının yapısı üzerindeki etkileriyle ekonomik manzaranın değişmesinde de önemli bir rolleri olacaktı. Geç Osmanlı döneminde devlet-toplum ilişkilerini de etkileyen milis örgütlenmesi, aslında Osmanlı Devleti’ni tam da bir ulus-devlete dönüşme anında görmemizi sağlayan aydınlatıcı bir mercek oluşturur. Son olarak, Hamidiye örgütlenmesi Osmanlı sonrası devletlerin liderlerinin kendi iç tehditleriyle baş etmek üzere oluşturdukları sonraki Kürt aşiret milisleri için model ve emsal işlevi görecekti." 

Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde oluşturulan Hamidiye Alayları, hedefleri ve etkileri bakımından ilgi çekici bir tarihî vakadır. Somut etkileri 1890’dan Kurtuluş Savaşı’na kadar izlenebilirken, tarihî ve siyasi etkisi günümüze uzanan izler bırakmıştır. Janet Klein, ortaya koyduğu kapsamlı bir araştırma ve geniş bir tartışmayla Hamidiye Alayları’nı, bu alaylarla sınırlı olmayan bir perspektifle ele alıyor.

İletişim Yayınları, 3. baskı - Eylül 2017, 335 sayfa, 28 TL

Askerlik "İşi": Askerî İşgücünün Karşılaştırmalı Tarihi (1500-2000)


“Askerlerin yaptığı işi emek olarak görmeye karar verirsek, askerî işgücü diğer işgücü biçimlerinden temelde farklı mıdır diye sormak elbette isabetli olur. Askerlerin yaptıkları işin eşi benzeri olmadığı savunulabilir, çünkü iş gereği türdeşlerini öldürerek bir bakıma insanoğlunun en büyük tabusunu açıkça ihlal ederler. […] Ancak istisna oluşunun kaynağı ne olursa olsun, eninde sonunda bir ordu her sanayi dalı gibi sermayenin ve emeğin etmenlerini temel alarak kurulur, tam da bu nedenle askerlerin faaliyetlerini bir başka iş türü olarak değerlendirmek mümkündür.”
Erik Jan Zürcher’in derlediği bu kitap, alanında uzman akademisyenlerin, dünyanın dört bir yanındaki askerî işgücünü incelediği makalelerden oluşuyor. Avrupa, Ortadoğu ve Afrika’yı da içine alan geniş bir coğrafyada ve 1500-2000 yıllarını kapsayan geniş bir zaman aralığında askerî işgücü ilişkilerine odaklanıyor. Askerliğin çıkış noktasından, daimi orduya, vergi öder gibi zorla ifa edilen askerlik görevinden, bu görevin paralı bir “”e dönüşmesine, zorunlu ve gönüllü askerlik anlayışına ve özgür işgücüne kadar farklı kategorilerde ele alınan akserî işgücünün zamanla ne gibi değişikliklerden geçerek günümüzdeki haline geldiğini ortaya koyuyor. Bunu yaparken hem farklı bölgeler ve zamanlardaki hem de aynı dönem ve benzer coğrafyalardaki askerî işleyişlerle karşılaştırmalar yapıyor.

İletişim Yayınları, 1. baskı - Ekim 2017, 664 sayfa, 45 TL

Okuyucu Şartları

Blogda yayınlanmak üzere çeşitli gazete, dergi ve kitaplardan alınan yazılarda kaynak, tarih ve yazar bilgisi belirtilmiştir. Bu konuda blog ve blog yazarları hiç bir şekilde sorumlu tutulamaz.